25 Aralık 2008 Perşembe

2009 VE YAŞAM

Sonunda küresel kriz hepimiz etkiledi ve etkilemeye devam edecek daha önce söylediğim gibi dolar tavan , borsalar dip yaptı..peki şimdi ne olacak..dip yapan borsalarda artık taban alımları başladığı için borsalar yükselecek diğer yandan ise para girişi ile dolar düşecek..Aslında dalgalı kurun en büyük artısı bize yabancı paranın hemen kaçamasını engellemek oldu.Bu nedenle 2001 deki gibi birden büyük bir zarar görmedik.Ama mecbur bırakıldığımız IMF kapısından alacağımız kredi doların daha da düşmesini sağlayacak bu yabancı sermayenin daha kolay kaçmasını sağlayacaktır.yani IMF kredisini aldığımız gün doları 1,40 seviyelerinde borsayı da yüksek seviyelerde görebiliriz.Devamında ise kriz ortamı süreceği için parasını alıp karını tamamlayan küresel sermayenin kaçışı ile doların artışı ve borsanın düşmesi izleyecektir.Artan işsizlikle ekonomi içinde harcanan para miktarı azalacağı için üretim daha da azalacak ve işsizlik artacaktır.Devlet bazı vergi indirimleri ve sübvansiyonlarla ekonomiyi canlandırmaya çalışması gerekecek ama pek başarılı olamayacaktır.Çünkü artık yabancı sermayede daha ucuz iş gücü olan yerlerde fabrika açacak ve ithalat için üretim yapan fabrikalar kapandıkça ülke pazarına satış yapanlarda kapanmak zorunda kalacaktır.
IMF bazı indirime gittiğimiz vergileri (örneğin gıda %18 den %8 e inmişti) arttırmamızı isteyecek buda alım gücünü azaltıp üretimin daha da yavaşlamasına neden olacaktır.IMF kredi verdiği zaman sizin ülke içi ekonominizi istediği gibi yönetebilir/batırabilir.Yani sonuç olarak 1930lu yıllardaki krizde , ekonomiden anlamadığı halde bakan olan bir devlet adamımızın sözü gerçek olacak ki bunu göremeyen insan aptal olmalı krizin faturasını yine fakir vatandaş ödeyecektir.Çünkü sermayedar akıllı adamdır parası batmadan fabrikayı kapatır,ekonomiden çeker ve güvenli yatırım araçlarıyla kar etmeye devam eder.. Ama parasını kazanan insanlarımız kazanılacak bir para/iş olmadığı için aç kalacak,para kazananlar ise IMF den alınan borçların faizlerini artan vergilerle ödeyecektir.
Benzin ve doğal gaza değinmeden edemeyeceğim. Benzinin rafine çıkış fiyatı 470 kuruş ve %18 KDV 554 kuruş yurt dışı satış fiyatı.Ülemize ise 2,800 civarı.Çünkü yabancı ülke insanı akıllı bizim sözde zeki ve çalışkan halkımız ne acaba..çalışkan olduğu doğruda zekası tartışılır.554 lira çıkışı olan benzin aracı ve satıcıların karı ile 1000 kuruşu geçmez.ancak o kadar çok vergi alınıyor ki benzinden 2,800 e çıkıyor.Peki devlet yurtdışı vergileri ile ülke içini dengelese de bizde rahatlasak olmaz mı?mesela yurtdışının son çıkış fiyatı ile pompa fiyatımız aynı olsa olmaz mı,sonuçta ucuzlayacağı için yurtdışına satılamayan benzini kendimiz tüketmiş olacağız.Ama hayır olmaz çünkü zeki Türk milleti bunu hak ediyor onlara göre ve aslında bana göre de.
Doğalgaza gelince petrol fiyatlarının artması bahane edilerek %75 zamlandı .şuan petrol fiyatları 3/1 oranında azaldı ama doğalgaz hala zamlı fiyattan satışta belki göstermelik bir %10 indirim yapılır.ama asıl indirim martta yani doğal gaz ihtiyacının en aza indiği ayda ve milletimiz o kadar zeki ki buna sadece seyirci kalıyor,sokaklara düşmek yerine.İşte burdada bir tüyo çıkmış oluyor en iyi yatırım doğal gazadır.Örneğin babama anlattığım öngörülerle geçen nisan bir yıllık gazımızı stokladı ve şu an ne gaz kuyruğu nede zammı bizi etkiliyor.yYani bankada devletin %10 faizi ile duran para şu an %75 karı ile bize geri döndü.Peki paranız yok stok yapamayacakmısınız düşük faizli kredilerle bunu yapabilirsiniz.Kredilerle kafanız çalışıyorsa zengin bile olabilirsiniz.Hatta %1 faizli konut kredisi alıp %3 faizle fona yatırarak yattığınız yerden para bile kazanabilirsiniz.Sadece biraz kafa yormak gerek,yani gidip spor gazetesi okuyan,sadece spor haberi dinleyen ve aslında sporun S’sini yapmayan bir insanın yapamayacağı/düşünemeyeceği şeyler bunlar.O yüzden hiç bulaşmayın bence.

LİBERASOSYALİZM

Liberasosyalizm nedir? Tarafımca ortaya atılmış yeni dünya düzenidir.Dünyada şu an bir ülke ne tam liberal olrak yaşayabilir ne de tam anlamıyla komünist. Peki en iyi çözüm nedir: Tabiî ki Liberasosyalizm. Yıllardır savunduğum bir görüştür kimi bunu kaypaklık kimi de solculuk özentiliği olarak yorumladı/yorumlayabilir.Yeni birşeyler üretmeyen,varolan başarısız olmuş görüşlerin peşinde koşan,devletin tüm yaptıklarına "tüh be" dışında ses çıkarmayan birinin bu söyledikleride tarafımdan asla ciddiye alınmaz.

Liberalizm "liberte" yani özgürlükten gelir, serbest piyasa özgür birey ve yatırımcı demektir. Devlet ekonomiye hiç müdahale etmez.Ancak günümüzde özellikle 2008 küresel krizinde devletler ekonomiye müdahale etmiş bazı bankalar satılmış ve şirketlere krediler, para yardımları verilmiştir.Yani liberalizm tek başına olamamıştır.Ancak bu sebeple bu krizin faturası halka ödetilmiştir.Yani zengin parasını kazanırken halkla bölüşmez,zarar ederken halkla bölüşür.İşte tam liberalizmde bu müdahale de yoktur, piyasa ektiğini biçer.Kar ve zarar sahibine aittir.Ancak buda işsizlik ve devamında üretimde düşüş ,talebin daralması ve ekonomik buhran gibi sonuçlar doğuracağından liberalizm kendini yok edecektir.İşte burada olması gereken düzen yani liberasosyalizm doğar.Devlet tüm üretim araçlarına %50 halk/çalışan veya kendi ortaklığını koymalıdır.Yani sizin büyük bir şirketiniz var.Bunun sermayesinin yarısı ve karın yarısı devlete veya işçilerinize ait.Böylece halk üretime daha zevkle katılacak aynı zamanda eğer şirket zarar ederse de buna katlanmayı haklı görecektir.Yani üretim araçları tamamen değil kısmen halkın eline geçecektir.Doğal olarak zengin daha zengin olamayacak ve fakir daha fakir olamayacaktır.Ekonomiye devlet müdahalesi haklı görülebilecek kriz ortamlarının faturasını halk ödemeyi kabul edecektir.Ancak kardan saadece maaş/emeğinin hakkını alan işçinin bu krizde Kapitali desteklemesi ,ya da devletin işçi ve memurdan aldığı vergileri bu kapitali desteklemek için kullanması anlamsızdır.Liberalizmde devletin görevi asayiş,hukuk gibi şeylerdir,piyasaya hiç karışmaz batan ve ya kar eden kendi halinde bırakılır.

Ancak tam anlamıyla komünist bir ülke de düşünülemez.En komünist ülke bilinen Çin bile Amerikayı batırmak elindeyken ona kredi vermiştir sebebi ise basit.Satışlarının çoğunu Amerikaya yapıyor da ondan.Eğer Amerika batarsa Çinde zarar görecektir.Ayrıca kendi ülkesinde kapital firmaların ucuz iş gücüyle üretim yapmasına izin vermiş,küresel sermayenin ülkesine girmesine ses çıkartmamıştır.Yani Çinde aslında küreselleşmiştir.Böyle bir dünya düzeninde içe kapanmakta zaten  imkansızdır.Ayrıca komünist bir düzen getirerek kendi kazandığı parayla kurduğu bir şirketi Kapitalden almakta insan haklarına aykırıdır.Ancak Kapitalin üretim araçlarına/fabrikalarına yarı yarıya halk/devlet ortaklığı kurulması sağlanılabilir.Böylece tüm denemelerinde dikatatörlükler ortaya çıkarmış,halkını 2. sınıf vatandaş haline getirmiş,iş gücünü küresel piyasada çok ucuza satmış sosyalizmle; emekçiyi işverenin kölesi yapmış,ölmemek için ihtiyaç ne kadar fazlaysa bir ilacın/ameliyatın parasını okadar artıracak kadar vahşileşmiş,emeği meta haline getirmiş liberalizmin tek başına başarılı olamadığını görüyoruz.İki görüşünde salt ve tek başına yaşaması imkansız hale gelmiştir.Aralarında bir denge sağlanarak sınırlı ekonomik müdahale,güçlü devlet,söz hakkına sahip işçilerle liberasosyalist bir düzen kurmak gereklidir.Ancak bunu yaparkende azınlıkçı demokrasi anlayışını benimsemek gerekir.Çünkü %51 in seçtiği kişiye/kurduğu düzene %49 u katlanmak zorunda bırakmak ne kadar adaletlidir tartışılır.Çoğunluğu her zaman haklı kabul etmek -özelliklede bu çoğunluk siyasetçiler tarafından çok rahat kandırılabilen Saf bir çoğunluksa- düzenin sarsılabilir ve adaletsiz olmasına neden olacaktır.Azınlıkçı demokrasi ve liberasosyalizmin birleşmesiyle oluşacak bir düzen bence geleceğin kaçınılmaz düzeni olacaktır.

KRİZ NE KADAR TEĞET GEÇTİ

Kriz ne kadar bizi teğet geçecek desek de bizi en iyi şekilde etkiledi ve etkilemeye devam edecektir.Bunun sebebi bizimde küreselleşen ekonomide yer almamızdır.Üretimimizin çoğunu yurt dışına ihraç ettiğimiz için yabancı ülkeler krizden etkilendiyse bizimde etkilenmemiz çok normal.Aslında dolarla ihraç yapan fabrikaların satışlarındaki düşme miktarı doların artışı ile orantılı ise bu fabrikaların pek etkilendiğini söyleyemeyiz.Örneğin dolar 1,20 iken 3 birim satış yapan ile 1,60 iken iki birim satış yapan aynı parayı kazanmış,hatta daha az maliyetle satmış olacaktır.Peki üretim miktarı azaldığı için kar miktarını arttırmak için ne yapacaktır, tabiî ki işçi çıkaracaktır.Bunu da krizin arkasına saklanarak  kendi kar hırsını/aç gözlülüğünü/acımasızlığını gizleyecektir.çünkü artık 2 işçi ile de 3,60 kazanıyordur.

 Diğer bir boyutta hammadde ithal edenler veya satışları durup ithalatı duranlar.İşte onlar gerçekten krizden etkilenmiştir ve işçilerin maaşını ödeyemez hale gelmişlerdir.Peki bu durumda devlet ne yapabilir.Kriz ortamları ülkeleri paradoksa sürükler.Örneğin işten çıkarılan birinin geliri olmadığı için,zorunlu olmayan malları satın alamaz,doğal olarak bu malları üreten aracı ile bu işçiye satan fabrikada artık  bu malı daha az üretecektir,aracı ise daha az satacaktır,doğal olarak kar miktarı azaln bu fabrika ve mağzalarda işçi çıkartır,ve o çıkan işçide aynı şekilde alım gücü olmadığı için bu malları alamayacaktır.Bu süregelen olaylarda ekonomiyi durgunluğa götürür.Denenebilecek bir çözüm yolu hükümetim işçi adına işveren ve işçiden aldığı vergi,sigorta primi gibi şeyleri birkaç ay almaması veya ertelemesidir.örneğin 500 ytl maaş alan işçi için 200 ytl civarı devlete para ödenyor diyelim.Bu alınmazsa 3 işçi çıkaran fabrika 1500+600 öderken gözden çıkardığı bir işçinin maaşını buradaki 600 den karşılayacaktır.Böylece işçi çıkarmak zorunda kalmayacaktır.Hükümette işten çıkarılanlardan alamadığı vergi ve onlara ödediği işsizlik maaşı ile bu parayı karşılayabilecektir.

  Eğer üretim azalır ve işçiler çıkmaya devam ederse artan işsizlik sonucu ekonomide para döngüsü azalacak ve kriz daha büyüyecektir.Bu yüzden krizin asıl etkilerini 2009 da hisseceğiz.Talebin düşüşü arzın da düşmesine neden olacak ve bu döngü büyük bir çığa dönüşecektir.Bunun için gerekli önlemleri almak ,vergileri geçici süre ertelemek,esnaf kredileri vermek hükümetin en büyük görevidir.Bunu yapmaz ise de kendi sonunu hazırlamış olacaktır.

3 Ekim 2008 Cuma

EKONOMİDE KÜRESEL ISINMA

Daha önce demiştik küresel kriz başladı diye.dev sermayeler çöküşte,ABD temsilciler meclisinden geri dönen paket krizin büyümesine neden olacak gibi.Piyasa müdahalesini istemeyen liberal Amerika bile sosyalist bir devletmiş gibi piyasaya müdehale etme kararı alıyor.Buda soruyu yeniden hatırlatıyor kapital libaralist sistem çöküp sosyalizm yeniden ateşlenecekmi?
Amerika halkı kararsız bir zamanlar piyasa müdahaleseini istemeyen dev kapital şirketle ceplerini doldurdular,şimdi bunun faturasını biz ödemelimiyiz sorusunu soruyor..Zengin olurken sorun yok batarken devlet bana yardım et.Peki bu yardım edilmezse ne olur.Tarihinin en büyük düşüşünü yaşayan ABD borsası uçuruma sürüklenir ve büyük ekonomik kriz ortaya çıkar,buda beraberinde değersiz dolar ve büyüyen cari açık ve enflasyon demek.Sonuçta faturayı yine abd halkı ve avrupa birliği ödeyecek.Çin gibi ülkelerse bu krizden karlı çıkabilirler.
Ülkemize gelince, bayram bizim borsaya yaradı tüm dünya borsaları çökerken bizim borsamızın tatilde olması bizi büyük bi krizden kurtardı sanırım. Borsanın tatilde olması bizim hissedarları bayram ettirdi.Çoğu yabancı sermayeden oluşan piyasamız bu krizi şansa atlattı gibi.Ancak tatil dolayısı ile yurt dışına döviz çıkışı arttı ve üretim kısa süreli zayıfladı,buda küçük çapta bir borsada düşüş getirir.beraberinde küresel krizide eklersek açılışta büyük bir düşüş yaşayabiliriz.Altın büyük ölçüde değerlenecektir,dolar ise artış gösterecektir.Eğer tatil bitimine kadar dünya borsaları toplanırsa küçük düşüşle atlatabiliriz.Ama bu krizin faturasının bir kısmınıda bizim ödeyeceğimiz kesin.
Kaçınılmaz son/mutlu son/sosyalizmin çöküşü gibi gösterilen globalleşme -daha doğrusu globalleş(tir)me- nin faturası neden nasıl ve kim için globalleştiğini bilmeyen/kaymağını yiyemeyen halka ödettiriliyor.Küresel sermaye kendi kuyusuna kendi düştü yoksullara yardımı devlet görevi olarak değil,hırsızlığı azaltmak/kendi parasını korumak olarak gören bu anlayş şimdi devlet avuç açmış dileniyor.Sıradan vatandaşın vergisi ile delinen cepten dökülen paraları cebi dikerek durdurmaya çalışıyor.İşte burada ABD halkının Türk halkı/vatandaşı/milletinden farkını anlıyoruz.Senin delinen cebinin ipliği olmam diyerek bunu kabul etmiyor.Oysa benim zeki ve cesur milletim batan bankaları büyük bir cesaretle/vatandaşseverlikle/saflıkla kurtarmıştı.Ben ülkemde banka batırtmam zihniyeti ile bankaların içini boşaltanlara destek çıkmış,bir kaç ufak cezayla onları kurtarmıştı.Yani hırsızlık yapan oğlunu dövmek/banyoya kitlemek /harçlığını kesmek yerine bir kaç saat odada kalma cezası veren bir baba şefkatiyle sarılmıştı devlet Babamız vatandaşlarımıza.Bu açıkları halk kapatamayıncada komşudan borç alıp,gelecek nesillere bu hatayı devretmeye kaldı iş.Yani günü kurtarmacı bir anlayışla doğmamış çocuğa borç yükledi devlet baba.
İşte hangi milletin zeki olduğunu anlamak bence hiç zor olmasa gerek.Sen ye ben öderim hesabı anlayışı ile hareket eden halkmı yoksa alman usülü deyip herkes yediğini ödesin diyen halkmı zeki sizce.Cömertliği seven milletimiz çocuğunun rıskından kesip belli arkadaşları doyurmaya devam ettikçe bir yere varılabileceğinide hiç sanmıyorum..

16 Eylül 2008 Salı

KÜRESELLEŞME VE FATURASI

Beklenenler olmaya başlıyor ve büyük kapital şirketler çökmeye başlıyor.ABD’nin ünlü yatırım bankası Lehmans iflas etti.Daha öncede mortgage krizi ile büyük şok yaşayan ABD ekonomisi şimdi ikinci dalga ile sarsıldı. ABD de son 1 yılda 13 banka battı Artan likidite sorunu,yüksek faiz bunun en büyük sebebi görünüyor.Şu an aşırı kırılganlaşan piyasada yeni iflaslar ve beraberinde krizler kapıda.IMF’nin açıklamasına göre daha krizde en kötüyü atlatmadık.Bunlar öncü şoklar.Acaba sosyalistlerin söyledikleri gerçek mi olacak kapitalizm kendi sonunu mu hazırlayacak ? Cevabı vermek güç ama görünüşe göre dev şirketler batıyor ve yarattığı kriz ortamı diğerlerinin bu kadar sarsıyorsa bu gerçek olabilir.
Ekonomide gerçekleri bilmek gerekir.Kağıt almak için yabancı yatırımcı piyasaya dolar getirirse arz artar ve dolar düşer,kağıtlarını satar dolar alıp parasını geri ülkeden çıkarırken de dolar artan talep ile yükselir.Arz/talep dengesi.Yani büyük oynayan küresel sermayedarlar Türkiye’de dolar bozdurup YTL alırlar böylece piyasada dolar miktarı artacağı için dolar düşer,aldıkları YTL ler ile borsada kağıt alırlar böylece onlar aldıkça kağıtlar yükselir.Sonra tasarladıkları tavan fiyatta kağıtları satarlar,değeri düşmüş olan dolar alırlar ve ekonomimizden parayı götürürler.Sonucunda dolar yükselir,borsa düşer.Borsa taban fiyatına inene kadar bu dolarları başka dışa bağımlı ekonomide kullanırlar.Sonra aynı oyunu o ülkede de oynayıp,taban yapan fiyatlardan ülkemizden yeniden kağıt alırlar.İşte sıcak para döngüsü böyledir.Kaybeden ülke ekonomisi ve küçük yatırımcı olur her zaman.Dolar artarsa ihalat azalır, dolar düşerse ithalat artar.Dışarıdan hammadde ve ara mal alan ülkemiz için doların artışı üretimimizi kısar ekonomiyi küçültür.Teknoloji ve enerji ithalatı azalır büyüme yavaşlar.Yani bu bir zincirdir.Bu yüzden dışa bağımlı bir ülke zarar etmeye mahkumdur. Gelirinin %40 ını borçlarına harcayan bir ülke halkı kaybetmeye mahkumdur.
Küreselleşen dünyada ekonomiler o kadar hassaslaştı ki büyük ülkelerdeki bir kriz tüm dünyayı sarsıyor,hele dışa bağımlı ülkeleri daha beter sarsıyor.Bunların başında da Bulgaristan ve Türkiye geliyor.Ekonomimizde bulunan paranın %70inin yabancı sermayeye ait olduğunu biliyoruz,yabancı sermayeye kredi veren bankalar batıyor doğal olarak yeni yatırımlar duracak ve piyasamızdaki para çekilecek.Yüksek cari açığa sahip olan bir ülkede ekonomide fırtınalar kopması yabancı ülkede esen rüzgara bağlıdır.Daha önceki cari açıkla ilgili yazımda bahsetmiştim.Borsaya yatırımdan kaçının,dolar ve altına yatırım yapın.Bunu yazdığım gün ile bugün arasındaki piyasa verilerini incelerseniz elde edeceğiniz karı/ kurtulduğunuz zararı siz hesaplayın.Peki her şey bu kadar açıkken devlet neden bir şey yapmıyor.?
Devlet ekonomiyi özelleştirmeler ve borçlanmalarla o kadar dışa bağımlı hale getirdi ki şu an içinden çıkamayacağı bir durumda.Piyasaya müdahale etmesi yatırımcıyı kaçırabilir,kendi piyasasına müdahale etmeyen devlet ise sömürülmeye mahkumdur.Ancak bu çıkmazın faturasını ödemeye gönüllü birileri vardır,elbette ki zeki,çalışkan 
Türk milleti.Artan enflasyon , düşen alım gücü,artan işsizlik bunların faturası olarak da halka binecektir.Demokrasi bir okuldur,insanlar seçimlerinin sonuçlarını yaşayarak öğrenir.Ancak bizim zeki,çalışkan halkımız sınıfta kalmaya/öğrenmek istememeye devam ediyor.Sonuç çalışkan halk daha fazla çalışacak yada işsizlik artacağı için çalışamayacak.Birileri zengin olurken ağzı açık bakacak.

8 Eylül 2008 Pazartesi

HÜKÜMETLER VE TEMİZLİK

İktidarlar hiçbir zaman kalıcı olamazlar diktatörlük olmadıkça tabi.Her gelen iktidar kendi kadrolarını oluşturur.Bu ülkemizde o kadar ileri boyuttadır ki Anakarada daire başkanı olan solcu bir kişi sağ iktidar gelince doğuya şube başkanı olarak atanabilir.Beraberinde alt kadrolarda aynı kaderi paylaşır.Yeni iktidar kendi kadrolarını oluşturur ve görevini/yolsuzluğunu/işini daha rahat yürütür.
Tüm ülkelerde bir istihbarat teşkilatı bir derin devlet yapılanması mevcuttur.Bu devlete hizmet eden gizli kişilerden oluşur.Hükümetlerine/vatanlarına aşırı sadık bu kişiler her şey pahasına bunu korurlar,bu faili meçhul cinayetlerden,terör örgütü kurmaya kadar gider.Peki şu sıralar ne oluyor?
Yeni hükümet kendi adına çalışacak kendi rejimlerini koruyacak yeni bir derin devlet oluşturuyor.Eskisi ise kullan at mantığı olduğundan silinip atılıyor.Peki bu soruşturmalar ve tutuklanmalar derin devleti bitirdi mi? Tabi ki hayır! Yeni ılımlı İslamcı bir derin devlet kurulmaya başlanıyor. Hükümetin politikalarına ters düşecek tüm kadrolar değiştiriliyor açıkçası hem de hızlı ve baştan aşağı.Bu yapılırken de orduya biraz mesaj veriliyor sanki halk yeni bir darbeyi istemiyor tutuklanmalarına ses çıkarmıyor denerek.Krize gebe bir ülkenin sallantıda olan ekonomisini sarsmamak daha doğrusu krizin faturasını üstlenmemek için ise ordu sessiz kalıyor,küçük mesajlar haricinde. 
Peki ordunun ses çıkarması doğrumu? Tabiki hayır. Demokrasi halkın kendi kararlarını verebilmesidir.Ordunun görevi darbe değil güvenliktir.Ama şunu da söylemek gerekir ki demokrasi kültürü hala ülkemizde oturmamıştır.İşçi haklarını sosyal demokrasiyi savunan sol bir partiye elit kesim oy verirken,Fakir kesim liberal partileri tercih etmektedir.Bu da ülkemizin siyaset paradoksudur.Partinin ne savunduğu değil elitist veya köylü kesimden olduğu önemlidir.Böyle paradokslara sahip bir ülkede sık parti değişimi ve beraberinde kadro değişimi kaçınılmazdır.Personel alımında liyakat ilkesi (işi en iyi yapan) değil en sadık/yalaka/akraba olanı seçmek olan kayırmacılık ilkesi benimsenmiştir.Böylece kadrolar sürekli yenilenmekte,temizlenmektedir.
İşte Ergenekon da böyle bir çalışmadır:90lı yıllarda kurulan derin devletin yenilenmesidir.yoksa çetelerin bir sonu değildir.

BÜYÜK ANKARA SİRKİ

Ankaralılar bilir, belediye her sene Ankara sirki adında bir hizmet verir ve ücretsizdir.Çocuk büyük herkes girer güler eğlenir çıkar.Güzel bir sosyal hizmettir kendisi.Diğer güzel hizmetlerde vardır tabi ; örneğin her sene değişen kaldırımlar , iki metrede bir dikilen ışıklandırmalar,bir türlü kalitelisi atılmayan/atılamayan asfaltlar v.b.. Ancak halkın gözünü boyamak kolaydır,yazın evini yıktığınız bir fakire kışın bir çuval kömür verip gönlünü alırsınız,ya da paralarını fazla ve pahalı malzeme kullanarak götürdüğünüz seçmeni ramazanda bir kilo nohuta kandırırsınız.Bide iftar çadırı kurduk mu tamam, oylar bizimdir.Her mahalleye de bir cami yapmasak olmaz ama.İşte ülkemizde siyaset bu kadar kolay..İnsanların fakirlik ve dini duygularını sömürerek oy toplamak bu kadar basit.Seçim dönemi geliyor hissettim.Sokağımız asfaltlandı ve 2 metrede bir karşılıklı ışıklandırma dikildi elektürük direğinen sokak kafese benzedi.Diğer yollarda öyle olmuş sanırım yeni bir akraba elektrik malzemeleri şirketi açıldı.Bu arada kaldırım şirketi kapanmamış belli çünkü tüm kaldırımlarımızda değişti.Bu basit oyunlara inanan insan nedir acaba? Büyük Ankara sirkinde hangi görevde çalışıyordur.Cevap sizin!

ÖZGÜRLÜKLER VE YOUTUBE

 Özgürlük ülkemiz için sınırlı bir kavramdır. Hele hiç basın,yayın ve düşünce özgürlüğünü elde edememiş/edemeyecek bir toplum için acaba nasıl bir kavramdır..
 Sanal alemde bir çok şeye ulaşabilirsiniz burada bir özgürlük vardır.10 yaşında çocuğun pornoya ulaşmasından tutun istediğiniz örgütün eylem planına ulaşabilirsiniz.Ancak zararlı bir özgürlüktür.Bu kadar topluma zarar veren sitelere hala ulaşabilirsiniz.Ancak Türk toplumuna zarar verdiği gerekçesi ile bir video paylaşım sitesine ulaşamazsınız.Peki neden birkaç video yüzünden.Zaten Atatürke saygılı bir genç bu videoyu izleyip protesto yazıları yaacaktır,Atatürkün unutturulduğu genç ise izlemekle yetinecektir.Bu sebeplerle bu siteyi engellemek insanların protesto edebilme hakkını engellediği gibi,arkadaşları ile birşeyler paylaşan insanlarnda bu özgürlüğünü  kısıtlamaktadır.
Ancak özgürlükleri kısıtlamanın bir sonu olmalıdır.Bireyin insanlarla video paylaşmasını ve burada bulanan videoları seyretmesii engellemek diktatörlüğün hafifletilmişidir.Toplumumuz ise özgürlüğünün kısıtlanmasına o kadar alışmıştır ki sadece haberlerde okuyup ‘tüh’ demekle yetinmektedir..Bu seyircilikten başına o kadar çok şey gelmiştir ki halkın başına ,alım gücü düşmüş , KİT leri yabancı sermayeye satılmış cari açığı fırlamış dış borcu artmış ve yine sadece tüh demekle yetinmiştir.Canımız yanana kadar tüh der tepki vermeyiz,bunlar sinek konmasına benzer.Eşeğin üstüne sinek konarsa kuyruk sallar,iğne batarsa ise çifte atar..Biz ise hala kuyruk sallamaya devam ediyoruz batan çuvaldızlara rağmen ..Acaba kuyruk sallayan diğer hayvanla aynı nedeni/beklentileri paylaştığımızdan mıdır?
 



DURDURULAMAZ GERÇEK : CARİ İŞLEMLER AÇIĞI

Aslında dış cari işlemler açığına, kısaca cari açık deniliyor... Dış cari işlemler ise, ithalat ve ihracat , turizm gibi hizmet geliri ve gideri, yatırım geliri ve gideri ile cari transfer işlemleridir. Bu işlemler arasındaki fark, cari açık veya cari fazladır... Başka bir ifade ile cari açık, giren dövizlerle çıkan dövizler arasındaki farktır... Döviz açığı da diyebiliriz..
Bu hesaplamalarda en büyük payı %70 ile ithalat ve ihracat almakta.Öyleyse açık arttıkça ithalatımız artmış ve ihracatımız azalmış diyebiliriz..Aynı zamanda yatırım giderleri de büyük paya sahip,buradan da gelen yabancı sermayenin karını ülke dışına aktardığını görebiliriz.
 Büyüme ithalat talebini artırır,düşük kur yani değerli TL ve iç tasarruf açığı gibi nedenler cari açığa neden olur.

Cari denge = Mal Dengesi + Hizmetler Dengesi + Yatırım Gelirleri Dengesi + Cari Transferler. Bu toplamın sonucu artı ise cari denge fazlası, eksi ise cari denge açığı söz konusu demektir.

  Cari açık kriz demek değildir... Ancak kriz için altyapı oluşturmuştur.. Ekonomide kırılganlık artırmıştır. Depremde olduğu gibi, olumsuz enerji birikimi yaratmıştır.
Devalüasyon riski oluşmuştur.Düşük kur ara mal , hammadde ve tüketim malı ithalatını artırmıştır... Bu şartlarda ithal malı daha ucuz olduğundan, iç üretim yerini giderek ithalata bırakmaktadır.
 
Kısaca 2003ten beri artan cari bir açık söz konusudur ve hükümet bu konuda önlemler almak yerine dış borçla bu açığı kapatmaya çalışmaktadır..Sonuç vatandaşın sırtına binen yeni borçlar ve faizleri.Halka kendini sevdirme politikaları sonucu yaratılan sanal refah ortamı 2010 yılına kadar bir krizle patlayacaktır ve sonucunda devalüasyon ortaya çıkacak , alım gücü düşecek dolar gerçek değeri olan 1,55 seviyesine çıkacaktır.Döviz ile borçlanan üretici ve halk ise çıkmaza sürüklenecektir.Şu an cari açığımız 40 milyar dolar seviyesindedir ve bu paranın dışarıya gideceği unutulmamalıdır.

 Halk olarak ne yapabiliriz derseniz..İthal maldan kaçınmak ,döviz ile borçlanmamaktır.Hükümetin IMF tarafından dayatılan yüksek faiz düşük kur politikaları değişmedikçe de açık artmaya devam edecektir.IMF Türkiye’yi daha fazla borçlandırmak ve dışa bağımlı yapmak için böyle bir politika uygulamıştır ve bu apaçık ortadadır.


   Ak parti hükümetinden sonra hızla artan cari açık grafikte 2006 da 33milyar dolar seviyesindedir bugün ise 41 milyar dolara ulaşmıştır.Evet çalışıyo gözüken bir hükümetin politikalarının ardında yatan bu gerçek bir krizin belirtisidir.Tavsiyem borsaya dayalı yatırım araçlarından uzak durmanız altın veya döviz mevduat hesapları  kullanmanızdır.Çünkü küçük yatırımcının parası ile büyük yatırımcılar zengin olur.

AVARE

AVARENİN ÖYKÜSÜ

  Avare derlerdi ona ve oda hiç aldırmazdı bu sıfata. Dağlara gitmeyi severdi çünkü, burada huzuru bulurdu ve özgür hissederdi kendini.Dağda erdemlerini keşfeder ve kendini bulurdu,ne kadar derinlerde olsa da çıkarıp alırdı insanlardan sakladığı ruhunu ve onla dertleşirdi yanlızlığıyla beraber...
  Kaçarlardı ondan deli diye,avare diye.Çünkü gözleri onların sakladığı gerçeklerini ve herkesten gizledikleri ruhlarını görürdü .Ve korkarlardı yanına sokulmaya dili bir tokat gibi gerçekleri yüzlerine vurduğundan ve sahteliklerini acımadan suratlarına çarptığından.Oysa sevmezdi o yalan söylemeyi bu yüzdendi insanlara nefreti.
  Severdi insanların dertlerini dinlemeyi ve gereksizce, yalanlarla oluşmuş hüzünlerini alırdı onlardan ve kendinden taşan mutluluğunu verirdi onlara böyle zenginleşirdi ruhu.Her aşağılık ve yalan sözleri yutmuştu,o aptal bakışları da.Ama midesi bulanıyordu.Artık hazmedemiyordu ve kusmalıydı bunları insanların suratına ve kaçıp dağlarına yüksekten seyredecekti aşağıda kalmış,kendine tırmanamamış insanları. 
  Çok mu zordu acaba kendini yaşamak.Ama korkuyordu insanlar çünkü kendi olunca yanlız kalacaklarını sanarlardı oysaki sen`i sevendi dost sen`e katlanandı.Ama sadece ölüme yaklaşınca bulurdu onlar kendini ve başkası olarak yaşadıkları gençliklerine yanarlardı ama yaşam geri gelmiyordu.İnsana sunulmuş bu en değerli armağan olan yaşamı o boşa harcamak istemiyordu Kendini daima aşarak dolu dolu harcamak istiyordu ömrünü..
  Çok azdı seveni,sevdiğide.Bakmayı bildiğindendi kimseyi görememesi,her gizliliği görüyordu onlardaki ve katlanamıyordu yalanlarına.Onlarda delmeye çalışıyordu nefetli bakışlarıyla onu ama gözlerinin ateşi korkutuyordu her onlara baktığında.En çok kendilerini kaybeden yada kendilerini saklayarak başkalarını yaşayanlar ve bir de kafası karışmışlar kaçırırdı bakışlarını ondan korkarak.
Aslında o insanları tanımıştı,çıkar içindi her şey.Her sevgide,saygıda ve dostlukta.Şöyle düşünürdü insanlar:Sen beni mutlu ettiğin için seviyorum seni,yanında mutlu olduğumdan özlüyorum seni.Peki beni mutsuz etsen sever miydim seni.Beni üzsen arar mıyım hiç seni...Oda bu yüzden hiç sevilmiyordu aslında gerçekler üzücü olduğu için ve kimse gerçekleri sevmediği içindi ona olan nefretin sebebi...Bu yüzden susmayı severdi ve gerçekleri içine atmayı.Sahte gülüşle neşe ve erdem saçanlardan değildi o ve severdi yaşamayı,çoğu umutsuz bulsa da yaşamı,tabii en çok yüksekleri..
  Hiçbir şey değiştirmezdi onu.Ne zaman,ne para, nede kadınlar.Zaten sevmezdi bu üçlüyü çünkü bunlardı insanı değiştiren gerçekliğini saklatan.Ve bunlardı insanların kendisine saygısını yitirten,bu üçüydü eksikliğiyle,azlığıyla,olmayışıyla insanı üzen.Hele kadınlar öyle iyi bilirler ki zaman çalmayı.Zincire vurur özgürlük onlar yüzünden kendini ve üzerdi.Oysa bilselerdi ki üzülmeye deymeyecek sadece düşünceyle kafana giren bu şeylere.Peki bazen onu değiştirip üzen neydi?
  İnsanlar, yalanlar ve dağlardan uzakta olmaktı onu üzen.Ama dağlara gidince düzelirdi ve neşesini yayardı etrafa ve yüksekten bakardı o üçlünün tutsağı insanlara gülerek.Çünkü üzülmesi gerekilen şey kendini aşamamaktı ve aşağıda kalmaktı yükseklerden...Ben`i kendin`i bulmaktı neşe.Böyle mutlu olmalıydı insan kendini aşarak,kendine tırmanarak.
  Kimi dalga geçerdi onla, kimide anlamazdı ve ``ne bulursun oralarda? Bu hayatı değiştiremesin hayata katıl aklın varsa`` derlerdi.O ise gülüp geçerdi.Kimi de korkardı dağlardan çünkü ölüm ve yanlızlık vardı oralarda.Oysa bilmiyorlardı sessizliğin gürültüsünde insanın kendi sesini duymasının ve tehlikenin kucağında ölümle yüzleşmenin zevkini...İnsanı hayata bağlayıp,aptalların boş ve mutsuz dediği dünyanın nasıl yaşanılası bir yer olduğunu görürdü dağlarda yukarıdan bakarken ve mutlu olurdu yükseklerde...Umut dolardı içi buralarda, yaşamaya dair.
  İnsanlar hep hüzün veriyordu ona. Yalanları ve sahtelikleri özelliklede. Her gün, her saat birikiyordu hüznü içinde ve ağır geliyordu bu yük ona tüm neşesini bitiriyordu günden güne ve bu zehri insanlara tükürüp gitmek istiyordu yanlızlığa ama yapamıyordu gönlü ona engel oluyordu ve susup ağlıyordu akşamları gizlice...
  Yanlızlıktı insanı mutlu kılan çünkü hep başkalarıydı onu üzen. Her insan az çok üzüyordu onu kimi bilerek kimi istemeden ama isteyerek! Hepsi bir parça çalıyordu ondan. Ama vermeyi seviyordu o ve verdikçe zenginliği artıyordu. yanlızlıktı. Ona huzur veren yanlızlıktı ve her bir kişi kısıtlar insanın özgürlüğünü ve her kişi bedenle ruh arasına giren yabancıdır. Ve engeldir her yabancı kendini bulmaya giden yolda önüne çıkan, seni yavaşlatan ve üzen... Yanlız kalmamıştı o koşarak gitmişti yanlızlığına arkasına bakmadan çünkü mutluluk ordaydı.Aslında zoru başarmıştı yüzlerce tanıdığı olduğu halde, çevresi insan dolu olduğu halde yanlızlığa ulaşabilmeyi.Gerçekten seviyordu yanlızlığı.Bu yüzden gitmeyi severdi dağlara çünkü orda buluyordu tek dostu olan yanlızlığı.Her zaman onu dinleyen ve her istediğini yapan ve birini görünce kaçıp kaybolacak kadar utangaçtı yanlızlık.Ama yanlızlık yaralıyordu onu çünkü içine akan erdem nehirlerinin taşmasını ve bu nehirden dostlarının içmesini engelliyordu...
  İnsanlardan çok kendiyle konuşmayı severdi. Her insanla konuşmasında üzülür ve`ne diye konuşurum ki bendeki kulak sende olmayınca` derdi.Ve çekip giderdi yanlarından.İmkansızdı onlara derdini anlatmak, insanlara ise onun hayalleri ama bilirdi ki insan imkansızı yaptığı zaman herkes olmaktan kurtulur. 
  Gitmeden önceki son sözleriydi bunlar avarenin. Çantasını, düşlerini ve ruhunu alıp gitti kimsenin olmadığı yanlız dağlara..