AVARENİN ÖYKÜSÜ
Avare derlerdi ona ve oda hiç aldırmazdı bu sıfata. Dağlara gitmeyi severdi çünkü, burada huzuru bulurdu ve özgür hissederdi kendini.Dağda erdemlerini keşfeder ve kendini bulurdu,ne kadar derinlerde olsa da çıkarıp alırdı insanlardan sakladığı ruhunu ve onla dertleşirdi yanlızlığıyla beraber...
Kaçarlardı ondan deli diye,avare diye.Çünkü gözleri onların sakladığı gerçeklerini ve herkesten gizledikleri ruhlarını görürdü .Ve korkarlardı yanına sokulmaya dili bir tokat gibi gerçekleri yüzlerine vurduğundan ve sahteliklerini acımadan suratlarına çarptığından.Oysa sevmezdi o yalan söylemeyi bu yüzdendi insanlara nefreti.
Severdi insanların dertlerini dinlemeyi ve gereksizce, yalanlarla oluşmuş hüzünlerini alırdı onlardan ve kendinden taşan mutluluğunu verirdi onlara böyle zenginleşirdi ruhu.Her aşağılık ve yalan sözleri yutmuştu,o aptal bakışları da.Ama midesi bulanıyordu.Artık hazmedemiyordu ve kusmalıydı bunları insanların suratına ve kaçıp dağlarına yüksekten seyredecekti aşağıda kalmış,kendine tırmanamamış insanları.
Çok mu zordu acaba kendini yaşamak.Ama korkuyordu insanlar çünkü kendi olunca yanlız kalacaklarını sanarlardı oysaki sen`i sevendi dost sen`e katlanandı.Ama sadece ölüme yaklaşınca bulurdu onlar kendini ve başkası olarak yaşadıkları gençliklerine yanarlardı ama yaşam geri gelmiyordu.İnsana sunulmuş bu en değerli armağan olan yaşamı o boşa harcamak istemiyordu Kendini daima aşarak dolu dolu harcamak istiyordu ömrünü..
Çok azdı seveni,sevdiğide.Bakmayı bildiğindendi kimseyi görememesi,her gizliliği görüyordu onlardaki ve katlanamıyordu yalanlarına.Onlarda delmeye çalışıyordu nefetli bakışlarıyla onu ama gözlerinin ateşi korkutuyordu her onlara baktığında.En çok kendilerini kaybeden yada kendilerini saklayarak başkalarını yaşayanlar ve bir de kafası karışmışlar kaçırırdı bakışlarını ondan korkarak.
Aslında o insanları tanımıştı,çıkar içindi her şey.Her sevgide,saygıda ve dostlukta.Şöyle düşünürdü insanlar:Sen beni mutlu ettiğin için seviyorum seni,yanında mutlu olduğumdan özlüyorum seni.Peki beni mutsuz etsen sever miydim seni.Beni üzsen arar mıyım hiç seni...Oda bu yüzden hiç sevilmiyordu aslında gerçekler üzücü olduğu için ve kimse gerçekleri sevmediği içindi ona olan nefretin sebebi...Bu yüzden susmayı severdi ve gerçekleri içine atmayı.Sahte gülüşle neşe ve erdem saçanlardan değildi o ve severdi yaşamayı,çoğu umutsuz bulsa da yaşamı,tabii en çok yüksekleri..
Hiçbir şey değiştirmezdi onu.Ne zaman,ne para, nede kadınlar.Zaten sevmezdi bu üçlüyü çünkü bunlardı insanı değiştiren gerçekliğini saklatan.Ve bunlardı insanların kendisine saygısını yitirten,bu üçüydü eksikliğiyle,azlığıyla,olmayışıyla insanı üzen.Hele kadınlar öyle iyi bilirler ki zaman çalmayı.Zincire vurur özgürlük onlar yüzünden kendini ve üzerdi.Oysa bilselerdi ki üzülmeye deymeyecek sadece düşünceyle kafana giren bu şeylere.Peki bazen onu değiştirip üzen neydi?
İnsanlar, yalanlar ve dağlardan uzakta olmaktı onu üzen.Ama dağlara gidince düzelirdi ve neşesini yayardı etrafa ve yüksekten bakardı o üçlünün tutsağı insanlara gülerek.Çünkü üzülmesi gerekilen şey kendini aşamamaktı ve aşağıda kalmaktı yükseklerden...Ben`i kendin`i bulmaktı neşe.Böyle mutlu olmalıydı insan kendini aşarak,kendine tırmanarak.
Kimi dalga geçerdi onla, kimide anlamazdı ve ``ne bulursun oralarda? Bu hayatı değiştiremesin hayata katıl aklın varsa`` derlerdi.O ise gülüp geçerdi.Kimi de korkardı dağlardan çünkü ölüm ve yanlızlık vardı oralarda.Oysa bilmiyorlardı sessizliğin gürültüsünde insanın kendi sesini duymasının ve tehlikenin kucağında ölümle yüzleşmenin zevkini...İnsanı hayata bağlayıp,aptalların boş ve mutsuz dediği dünyanın nasıl yaşanılası bir yer olduğunu görürdü dağlarda yukarıdan bakarken ve mutlu olurdu yükseklerde...Umut dolardı içi buralarda, yaşamaya dair.
İnsanlar hep hüzün veriyordu ona. Yalanları ve sahtelikleri özelliklede. Her gün, her saat birikiyordu hüznü içinde ve ağır geliyordu bu yük ona tüm neşesini bitiriyordu günden güne ve bu zehri insanlara tükürüp gitmek istiyordu yanlızlığa ama yapamıyordu gönlü ona engel oluyordu ve susup ağlıyordu akşamları gizlice...
Yanlızlıktı insanı mutlu kılan çünkü hep başkalarıydı onu üzen. Her insan az çok üzüyordu onu kimi bilerek kimi istemeden ama isteyerek! Hepsi bir parça çalıyordu ondan. Ama vermeyi seviyordu o ve verdikçe zenginliği artıyordu. yanlızlıktı. Ona huzur veren yanlızlıktı ve her bir kişi kısıtlar insanın özgürlüğünü ve her kişi bedenle ruh arasına giren yabancıdır. Ve engeldir her yabancı kendini bulmaya giden yolda önüne çıkan, seni yavaşlatan ve üzen... Yanlız kalmamıştı o koşarak gitmişti yanlızlığına arkasına bakmadan çünkü mutluluk ordaydı.Aslında zoru başarmıştı yüzlerce tanıdığı olduğu halde, çevresi insan dolu olduğu halde yanlızlığa ulaşabilmeyi.Gerçekten seviyordu yanlızlığı.Bu yüzden gitmeyi severdi dağlara çünkü orda buluyordu tek dostu olan yanlızlığı.Her zaman onu dinleyen ve her istediğini yapan ve birini görünce kaçıp kaybolacak kadar utangaçtı yanlızlık.Ama yanlızlık yaralıyordu onu çünkü içine akan erdem nehirlerinin taşmasını ve bu nehirden dostlarının içmesini engelliyordu...
İnsanlardan çok kendiyle konuşmayı severdi. Her insanla konuşmasında üzülür ve`ne diye konuşurum ki bendeki kulak sende olmayınca` derdi.Ve çekip giderdi yanlarından.İmkansızdı onlara derdini anlatmak, insanlara ise onun hayalleri ama bilirdi ki insan imkansızı yaptığı zaman herkes olmaktan kurtulur.
Gitmeden önceki son sözleriydi bunlar avarenin. Çantasını, düşlerini ve ruhunu alıp gitti kimsenin olmadığı yanlız dağlara..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder